Kullanıcı girişi
Ara
TATARİSTAN İLE IRCICA ARASINDA İŞBİRLİĞİ
Anadolu Ajansı Haberi:
-TATARİSTAN İLE IRCICA ARASINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI
-ANLAŞMA, TATARİSTAN CUMHURBAŞKANI ŞAYMİYEV İN DE
KATILDIĞI TÖRENLE İMZALANDI
İSTANBUL (A.A) - 02.02.2007 - Tataristan Hükümeti ile İslam Konferansı
Teşkilatı, İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) arasında
kültür işbirliği anlaşması, Tataristan Özerk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mintimer
Şaymiyev in de katıldığı törenle imzalandı.
KABAKLI HOCAYI ANIYORUZ!
Türk fikir ve edebiyat dünyasının ünlü simalarından Ahmet Kabaklı Hocayı vefatının 6 yılında, kabri başında anıyoruz.
Türk Edebiyatı Vakfı, Edebiyat Cemiyeti ve Türk Edebiyatı dergisinin kurucusu gazeteci-yazar merhum Ahmet Kabaklı Hoca vefatının 6. senesinde Eyüpsultanda bulunan kabri başında 08.02.2007 günü saat 11:00da anılacaktır.
Kalemiyle 54 yıl hizmet ederek, arkasında ciltler dolusu eser, makale, şiir ve sohbet ile derin izler bırakan Kabaklı Hoca, 8 Şubat 2001 tarihinde İstanbulda, Hakkın rahmetine kavuşmuştu.
Türk Edebiyatı Vakfının bu haftaki Çarşamba Sohbetinde, değerli yazar ve şair Yavuz Bülent Bâkiler, Bir Kültür Adamı Olarak Ahmet Kabaklı başlığı altında Ahmet Kabaklıyı anlatacak.
Yavuz Bülent Bâkiler, Türk Edebiyatı Vakfı, Edebiyat Cemiyeti ve Türk Edebiyatı dergisinin kurucusu merhum Ahmet Kabaklıyı çok yakından tanımış, kendisini gerçek bir ağabey olarak görmüş ve birlikte pek çok faaliyete katılmıştı. Ahmet Kabaklının Türk ilim ve irfanına neler kazandırdığını görüp takdir edenlerden de biri olmuştu.
Ahmet Kabaklının yarım asır süren köşe yazarlığı ile halkı nasıl aydınlattığını, kitaplarıyla halka ve gençliğe nasıl yol gösterdiğini, Bâkiler bu sohbetinde dile getiricek. Ayrıca Ahmet Kabaklı hakkında şimdiye kadar pek bilinmeyen ve dikkat edilmeyen hususları da gözler önüne serecek.
Giriş serbesttir.
Başlama saati: 17.00
Tel. (0212) 526 16 15
Ahmet Kabaklı, 1924 yılı Mayıs ayında Elazığ Harputun Göllübağında doğdu. Harput Sarayhatun Camii imamlığı yapan Ömer Efendi ile Münire Hanımın oğludur. Çocukluğu Harput yakınlarında Göllübağ denilen bölgede geçti.
Elazığ Numune Mektebinde ilk tahsiline başlayan (1931) Kabaklı, orta ve lise tahsilini Elazığda yaptı. 1944 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu parasız yatılı imtihanını kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümünde yüksek tahsilini tamamladı.
Diyarbakır ve Manisa Lisesinde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. 1956 sonbaharında bir yıllık eğitim stajı için MEB tarafından Parise gönderildi. Dönüşünde İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü edebiyat öğretmenliğine tayin edildi (19581969). Bu arada Aydında iken başladığı Ankara Hukuk Fakültesini bitirdi (1955-1960). 1969dan itibaren İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunda öğretim üyesi olarak çalıştı.
İlk olarak 1970 yılında Edebiyat Cemiyetini kurdu. 1972 yılı başından itibaren millî sanatımızın sesi ve en uzun soluklu fikir ve sanat dergisi olan bugün 34üncü yılında 400üncü sayısına ulaşmış bulunan Türk Edebiyatı dergisini yayınlamaya başladı. Türk Edebiyatı dergisi halen ünlü yazar Beşir Ayvaoğlu yönetiminde yayın hayatını sürdürmektedir.
1974de ise öğretmenlikten emekliye ayrıldı. Daha sonra Türk Musikisi Devlet Konservatuarında edebiyat dersleri verdi (1975). Türk Edebiyatı Cemiyeti Başkanı ve Türk Edebiyatı Dergisinin yönetmenliğini yaptı.
Kabaklı hocamız, Türk Edebiyatına ve Millî Kültürümüze nesiller boyunca hizmet edebilecek bir müessese bırakmak idealiyle, 1978 yılında, uzun çabalar neticesinde; bir kısmı bugün hakkın rahmetine kavuşmuş olan dostları ile birlikte Türk Edebiyatı Vakfının kuruluşunu gerçekleştirdi.
Türk Edebiyatı Vakfının başlıca gayeleri şöyledir
· Başlangıcından bugüne Türk edebiyatını, sanatını ve kültürünü, Türk edebiyatının şiir, hikâye, roman, piyes, masal, inceleme, gezi röportaj ve öteki dallarındaki verimlerini yurt içinde ve dışında tanıtmak ve yaymak.
· Türk edebiyatının bilinmeyen değerlerini meydana çıkarmak ve yeni nesillerin faydalanmasına sunmak.
· Genç yazar ve şairlerin yetişmesine çalışmak ve bunların eserlerinin yayınlanmasına yardımcı olmak.
· Milletimizin, edebiyat verimlerine ilgisini arttırmak, millî değerlerimizi millete maletmek.
· Kitap ve dergi yayını yaparak genç edebiyatçılara, çağdaş yazar ve şairlere imkân hazırlamak.
Türk Edebiyatı Vakfı bugüne kadar yayınları kültür, sanat ve fikir dünyamıza 111 eser kazandırmıştır. Türk Edebiyatı Vakfı ayrıca Türkiyenin en seçkin ilim, fikir ve sanat adamlarının konuşmacı olarak katıldığı haftalık Çarşamba Sohbetleri düzenleyerek, kültür dünyamızın zenginleşmesini yolunda yoğun bir gayret harcamaktadır. Vakıf kütüphanesi, 22 bini aşkın kitabıyla öğrencilere ve araştırmacılara hizmet vermeyi devam ettirmektedir.
MEB ve sivil toplum kuruluşları tarafından Ahmet Kabaklıya 1997 yılında yazarlar şeyhi payesi verildi.
1956 yılında Tercüman gazetesinin fıkra yarışmasını kazandı ve aynı gazetede yazı hayatına başladı. 1957den 1990 yılına kadar Tercüman gazetesinde, 1990dan 2000 yılı sonuna kadar da Türkiye gazetesinde Gün Işığında köşesinde değerli makaleleri ile ışık saçtı.
Kalemiyle 54 yıl hizmet ederek, arkasında ciltler dolusu eser, makale, şiir ve sohbet ile derin izler bırakan Kabaklı Hoca, 8 Şubat 2001 tarihinde İstanbulda, Hakkın rahmetine kavuştu. Cenaze namazı Fatih Camiinde kılınan Ahmet Kabaklının naaşı binlerce sevenleri arasında Eyüpsultan mezarlığına defnedildi. Cenazesindeki kalabalık, asil milletin Onu sevdiğinin ve minnet duygusunun yansımasıydı.
12 Eylül 1980 öncesinde terörün Türkiye'yi teslim almak için dört koldan saldırdığı bir hengamede, bazı zenginler memleketi terk ederken Kabaklı Hoca, toplumumuzun değer yargıları için mücadele veren bir insandı. Türkiye'ye, Türk insanına ve Türkçe'ye aşkla bağlıydı, hiçbir olumsuzluk onu Büyük Türkiye idealinden döndüremedi.
ESERLERİ
Türk Edebiyatı (5 cilt), Temellerin Duruşması 12, İstanbul Güldestesi, Alperen, Millete Vurulan Canlı Pranga: Bürokrasi, Mabet ve Millet, Müslüman Türkiye, Kültür Emperyalizmi, Mehmet Akif, Yunus Emre, Mevlana, Nazım Hikmet, Ejderha Taşı, Şair-i Cihan Nedim, Çağlara Hükmedenler, Türkiyeyi Yoğuranlar, Sınırların Ötesi, Şiir İncelemeleri, Devlet Felsefemiz, Şairler Sultanı Necip Fazıl, Nerede, Ne Yazdı?, Tasavvuf, Tarikat, Edebiyat, Aşık
BJK Lisanslı ürünlerini taraftarlara ulaştıran mağazalarımızın "BJK Store" olan ismi, Yönetim Kurulu'un aldığı karar ile "Kartal Yuvası" olarak değiştirilmiştir.
Kaynak: http://www.bjk.com.tr/tr/haberler.php?h_no=9359
Diğer bütün takımlarımıza da örnek olmasını dilerim.
Yine Türkçemiz yine Eurovision
BİR süreden beri Amerikada üniversitede hem yazar hem akademisyen olarak ders veren ve Orhan Pamukun Ermeni yanlısı talihsiz sözleri için Kahramanlara ihtiyacımız yok diyen Elif Şafak romanlarında Osmanlıca kelimeler kullandığı eleştirilerine şu cevabı veriyor:
- Ben romanlarımda Osmanlıca kelimeler kullandığım için çok eleştirildim Öztürkçeciler tarafından. Ama tavrım net: Türkçenin geçirdiği değişimi eleştiriyorum. Dili ve düşünce gücümüzü budadık. Bir yazar olarak benim canımı yakıyor bu. Kaybolan kelimelerin yasını tutuyorum.
Balıkesir General Kemal İlköğretim Okulu İngilizce öğretmeni değerli okurumuz Mehmet Erol Düzen de gönderdiği e-postada Türkçe karşılığı olmasına rağmen bazı kelimelerin dilimize yerleştirilmeye çalışılmasına şöyle tepki gösteriyor:
- Türkçemiz Ural-Altay yani Orta Asya dil ailesindendir. Öğrenilebilmesi en zor beşinci dildir. Yüklemi sonda olduğu ve sondan eklemeli bir dil olduğu için bilgisayar donanımına da en uygun dildir. Yani İngilizce yazılıma-programa ve sisteme sahip olan bir bilgisayar için en uygun dil aslında Türkçedir.
Türkçe bilmeyen bir insan Türkçe konuşan iki insanı dinlediğinde kendisini melodi dinliyormuş gibi hisseder. Büyük ve küçük ses uyumundan dolayı nota gibi inip çıkan sesler vardır dilimizde. Binlerce yıl Arapça Farsça ve Fransızcanın etkisinde kalmış ama hiçbir şeyini yitirmemiştir.
Ama ben bir İngilizce öğretmeni olarak günümüzde Türkçenin tehlike içinde olduğunu düşünüyorum. Çünkü karşılığı olmasına rağmen birçok kelimeyi dilimize gelişigüzel yerleştirmeye çalışıyoruz.
Mesela adapte kelimesinin karşılığı uyumdur. Ama konuşurken çoğunlukla adapteyi tercih ediyoruz. Bunun nedenleri kullanan kişilere göre değişiyor. Dil tembelliği çağdaşlık iddiası dağarcık azlığı gibi.
Buna benzer daha birçok kelime var. Enerji: güç lap top: dizüstü bilgisayar çaba: efor manşet: başlık.
Kendi dilimizde karşılığı varken Türkçe olmayan kelimeler kullanmak dilimizi özünden uzaklaştırır.
Unutmayalım ki her Avrupalı ana diliyle konuşur. Zorunlu olmadıkça evrensel bir dil olan İngilizceyi veya başka bir dili kullanmaz.
Utanılacak durum
SAYIN Düzen böyle diyor ama resmi ve ana dili Türkçe olan Türkiye Eurovision Şarkı Yarışmasına önümüzdeki yıl yine İngilizce bir parça ile katılacakmış!
Toplu Konut İdaresi bile bazı büyük konut projelerine Türkçe olmayan isimler vermeye başladı.
Dilimizi yabancı dillerin istilasından kurtarmaya çalışırken galiba tümünü kaybedeceğiz. Elif Şafak da kaybolan kelimelerin yasını -haklı olarak- tutmaya devam etsin. Çünkü dilimize artık yerleşmiş olan Osmanlıca kelimeler kaybolurken yerine Türkçe değil İngilizce ve Fransızca kelimeler giriyor.
Derece almak uğruna uluslararası bir şarkı yarışmasına bile dünyanın en güzel ve en zengin dillerinden biri olan Türkçe ile katılmaktan utanacak duruma geldik.
Ne demişti oysa Büyük Atatürk:
-Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir iftihar etmek için yaratılmış tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir.
Aşağılık duygusu
GÜZEL dilimizde sanki hiç güzel kelime veya isim yokmuş gibi konut projelerine bile Türkçe olmayan isimler vermeye başladık!
Bu kadar da aşağılık duygusu olur mu?
Atatürk Sadri Maksudi Arsalın Türk Dili İçin adlı eserini okuduktan sonra 1930 yılında şunları söylemişti:
- Ülkesini yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
75 yıl sonra bir de bizim yaptıklarımıza bakın!
Kaynaklar
http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi.asp?id=13
Yazar
Sırrı Yüksel Cebeci
05.09.2005
Türklerin en büyük icadı ya da Türk dili
ALEV ALATLI 30.07.2005 CUMARTESİ
Geçen haftanın dikkatimi çeken iki haberinden birisi "Türk çocuklarının Alman akranlarından yüzde şu kadar daha ahmak oldukları"na ilişkin "bilimsel" saptama; ikincisi, yine aynı Türk çocuklarının anadil öğrenimini iki-üç yaş gibi olmadık bir sürede tamamlıyor olmalarının çeşitli telmihleri.
Birinci iddianın sahiplerini, ikinci iddianın sahipleriyle bir araya getirip dinlemek lâzım, lâzım olmasına da, Batılılaştırmacı aydınlarımızın ilgisini "Türk dili" gibi milliyetçi ses veren bir konuya çekmenin mümkünmüş gibi durmadığı da muhakkak. Perdeyi biraz aralamaya çalışalım: Psiko-dilbilim, "psikolojinin dilbilimi anlamında bir akademik uğraş olup, insanoğlunun dil edinme, kullanma ve anlama sürecini oluşturan psikolojik ve nörobiyolojik unsurları araştırır.
Psiko-dilbilim ve çocuklar...
Psikolojiyi kabaca bireyin davranışlarını, zihnini ve düşüncelerini; nörobiyolojiyi beynin biyolojik yapısını irdeleyen çalışmalar olarak tanımlayabiliriz. "Psiko-bilim" denilen akademik uğraş (ki, beynin nasıl işlediğine ilişkin verilerin olmadığı dönemlerde felsefecilerin
işiydi) günümüzde psikoloji, biyoloji, nöroloji, iletişim teorisi gibi birden fazla araştırma dalını bütünleştirir; "kelimeleri" ve "gramer kurallarını" bir araya getirerek "anlamlı bir cümle" yapmamızı mümkün kılan "algılama süreçleri"ni araştırır. Bu bağlamda, konuşmaları, yazılı metinleri nasıl anlamlandırabildiğimizi çözümlemeye çalışır. Psiko-dilbilimin başlıca denekleri, çocuklardır. Doğumlarından itibaren dil öğrenmeye başlayan çocukların bu beceriyi nasıl elde ettikleri araştırılır.
Bu araştırmaların bir yan-ürünü de "konuşulan dil"e ilişkin bilgilerdir. Araştırmalar, çocukların dil öğrenme becerilerini etkileyen önde gelen unsurlardan birisinin anadillerinin yapısı olduğunu ortaya koymaktadır ki, bu da bizi 'Türklerin en büyük icadıdır' dediğim Türk
diline getirir. Bu alanda Türkiye'de yapılan ilk kapsamlı araştırmalardan birisi, Prof. Dan I. Slobin yönetiminde gerçekleşmiştir. 1939 doğumlu Prof. Slobin, psikoloji lisansını University of Michigan'da; doktorasını 1964'te Harvard'da yaptı. Türkçe de dahil olmak üzere dokuz civarında dil bilen Slobin, halen UCLA'de hoca. '70'li yılların ortalarında Slav dillerine örnek olmak üzere eski Yugoslavya'da, Latin dillerine örnek olmak üzere Roma'da, Anglo-Sakson dillerine örnek olmak üzere ABD'de ve "Türkik dillerine" örnek olmak üzere İstanbul'da eşzamanlı çalışma yürütmüştür.
Hemen ifade etmeliyim: "Türkik dilleri"ni tırnağa alma nedenim, Türkçenin dünya dilbilim klasmanındaki "siyasi" konumlamasına dikkat çekmek. Şöyle ki, Türkiye Türkçesine "Türki" şeklinde giren "Türkik" kelimesinin mucidi, Çarlık Rusya'sı. Çarlık Rusya'sının Orta Asya halklarına ve dolayısıyla dillerine isim takmak ve siyasi gelişmelere göre bu isimleri değiştirmek gibi bir politikası vardı. Örneğin, "Kara Tatar" olarak bilinen Altay dilini "Oyrot" olarak değiştirmişlerdi ki Oyrot, Moğol oymaklarının birinin adıdır. Oyrot, bir süre sonra "Altay" olarak tekrar değiştirilmiş, "Uygur" yine bir süre için "Tarançi" olmuş, sonra
tekrar "Modern Uygur" diye anılmış, Kazak'a "Kırgız" denmiş, vb. vb...
Sonra zaman içinde, "Türk" kelimesi Osmanlılarla, "Türkçe" konuşanlar da İmparatorluğun Türk unsurları ile sınırlanıyor. Türkçe, "Türki" dillerin birisi konumuna indirgeniyor; "Altay dil ailesi" grubunun bir alt-başlığı telakki ediliyor. Dan I. Slobin başkanlığında yapılan o yıllardaki araştırmada 48 çocuk, 2 yaş 8 aydan başlanıp, 4 yaş 2 aylık oluncaya kadar üç ay arayla, her biri asgari altı saat süren incelemeye konu olmuşlardı. Çeşitli oyuncaklar kullanılarak, hangi komutu, ne kadar ve nasıl anladıkları saptanıyor, ayrıca sürekli açık olan kayıt cihazlarıyla kelime dağarcıkları, kendi kendilerine konuşmaları, gramer kurallarını uygulama biçim ve zamanlamaları kaydediliyor; dil öğrenme sürecinin basitten karmaşığa giden dönüm noktaları tesbit ediliyordu. Bu bağlamda, anlaşılması en zor komutlardan birisinin, örneğin, "kediyi besleyen bebeğin saçını okşa" şeklinde bir üçleme olduğunun söylendiğini hatırlıyorum. Profesör Slobin, Türk çocuklarının bu komutu araştırmanın yapıldığı diğer merkezdeki akranlarından çok önce öğrendiklerinin tesbit edildiğini söylemişti.
Türkçenin üstün nitelikleri
Nitekim, yabancı dillerle karşı karşıya gelen, yani bozulan Türkçede ilk düşen düzenleme de bu olur, "o bebek ki kediyi besledi, sen okşa saçını" gibi şekiller alırmış. Sonuç olarak, üç-dört yıl kadar süren değerlendirmeler bir araya getirildiğinde Türkçe konuşan çocukların dil becerisi edinme sürecini 3 yıl 8 aylıkken tamamladıkları, buna karşın, aynı koşullarda incelenen Slav çocuklarının öğrenme süreçlerinin yedi, İtalyan çocuklarının beş-buçuğu bulabildiğinin görüldüğü söylenmişti. Hiçbir araştırma sonucunun nihai ve mutlak olmadığı, benzer araştırmaların tekrarlanagelmesinin tasdikindedir. Buna karşın, süregelen araştırmalarda benzer sonuçlara varıldığı da geçen haftaki haberde de görülen bir gerçek. Türk çocuklarının üstün dil becerisine sahip olmalarının nedenlerine gelince, toplumsal ve dilbilimsel olmak üzere iki unsurdan bahsediliyordu. Toplumsal unsur, Türk çocuklarının
büyük ailelerde ve büyüklerle birlikte büyüyor olmaları, kendi başlarına pek bırakılmamaları,
hatta, uykusuz kalmaları pahasına da olsa, aile toplantılarının dışına itilmemeleri.
Dilbilimsel unsur ise Türkçenin bizzat kendisi. Şöyle ki, Türkçenin her şeyden önce "logo" benzeri yapı taşlarından oluşan bir yapılanması var, yani, hecelerin yan yana getirilmesiyle oluşturulan "eklemlemeli" bir dil. Bu niteliği ile kelime türetmeye de fevkalâde
müsait. Örneğin, "halı" kelimesini hatırlayamayan bir çocuk, "basmak" fiilinden yola çıkarak "bası" diye bir kelime türetebilir ve anlaşılabilir. Ya da, "diken" gibi bir bitkiden yola çıkarak,
"dikenlenmek" gibi bir ruh halini ifade edebilir. Türkçenin bu özelliğinin bir telmihi sebep-sonuç ilişkisini tek bir kelimede ifade edebilmek, diğer telmihi de matematik dili olmasıdır. Burada, yıllardır bilgisayar dili ile Türkçe arasındaki ilişkiyi anlatmaya çalışan Oktay Sinanoğlu'nu saygıyla anmadan geçemeyeceğim.
Türkçenin eklemlemeli bir dil olması kadar önemli bir diğer üstün niteliği de "ses uyumu"dur. Araştırmalar, kelime üretmede olduğu kadar, doğru cümle kuruluşlarında da ses uyumunun olağanüstü bir kolaylaştırıcı olduğunu göstermektedirler. Nitekim, Slobin'in araştırmasında kayıtlar dinlendiğinde Türk çocuklarının ses uyumunda hata yaptıklarına
hemen hiç rastlanmamıştı; örneğin, dolaba, 'dolep' ya da saksıya 'saksi' diyen çocuk görülmediydi.
"Türkik diller"e gelince; günümüzde "kabul gören" sınıflandırmalardan birisi de şöyle: (1) Güneybatı Türkik diller üçe ayrılırlar (a) Türkçe, Azerice, Türkmencenin oluşturduğu Oðuz grubu, (b) Kırım ve Kaşkay Türkçesinin oluşturduğu Gagavuz grubu, (c) Selçuk,
Horasan grubu. (2) Kuzeybatı ya da Kıpçak grubu denilen Türkik diller dörde ayrılırlar (a) Kazak, Kırgız Türkçesinin oluşturduğu Arola Hazar grubu, (b) Karakalpak, Nogay grubu, (c)
Karaçay-Balkar, Kamuk, Karayim Kırım Tatar grubu; sonra Tatar, Başkır Altay, Tuvin, Yakut... Sonra...
Dilbilim uzmanlarını daha fazla (ve haklı olarak!) öfkelendirmeden burada bırakmalıyım!
Topluluğumuzun videosunu aşağıdaki bağlantıdan seyredebilirsiniz.
{youtube}UUvc1UVOqTQ{/youtube}
Birliğin adı Türk Dil Tarih Kültür Birliği’dir. Kısaca TDTKB olarak kullanılacaktır. Birliğin ilkeleri, hedefleri, üyelik şartları ve iç yapılanması aşağıda belirtildiği şekildedir.
TDTKB İlkeleri
1. Atatürk ilke ve inkılâplarına, Türk millî ve manevî değerleri’ne bağlıdır.
2. Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğünü ilke olarak benimser.
3. Siyaset üstü anlayış ve amaçlara sahiptir.
4. Türk Milletini, yabancı unsurların etkilerinden korumayı ve etkilerini azaltmayı ilke alır.
5. Türk dili, tarihi ve kültürünü kesintisiz bir bütün olarak kabul eder.
6. Gençliğimizde Türk dili, tarihi ve kültürü bilgisi ve bilinci oluşturmayı ilke alır.
TDTKB Hedefleri
1. Türk dili, tarihi ve kültürü hakkında üniversite gençliği öncelikli olmak üzere toplumumuzu bilgilendirmek ve bilinçlendirmek.
2. Türk dili, tarihi ve kültürünün bilinmeyen nokta ve süreçlerini araştırarak aydınlatmağa çalışmak.
3. Türk dili, tarihi ve kültürünün özünü kaybetmeden gelişmesini sağlayarak geleceğe taşımak.
4. Türk dil, tarih ve kültürünün yabancı unsurların zararlı etkilerine karşı korunması ve etkilerin en az seviyeye düşürülmesi için yöntemler geliştirmek.
5. Üye topluluklar arasındaki iletişim-etkileşim ile toplumsal uzlaşıya katkıda bulunmak; bu yolla gençliğimize örnek olmak.
TDTKB Yöntemleri
1. Türk dili, tarihi ve kültürü alanında araştırmalar yapar.
2. Yapılan araştırmaları afiş, bildiri, dergi, kitap, site vb her tür yayın ile duyurur.
3. Türk dili, tarihi ve kültürüne ilgiyi arttırıcı etkinlikler düzenler.
4. Türk dili, tarihi ve kültürü alanında eğitim vermek; seminer, konferans, bilgi şöleni, çalıştay vb. toplantılar ve etkinlikler düzenler.
5. Üye toplulukları arasında güçlü bir iletişim ağı ve esaslı bir dayanışma kurarak deneyimlerin paylaşılması sağlanır.
6. İşbirliği ve eşgüdüm ile enerji ve zaman kaybının azaltılması sağlanır.
TDTKB Üyelik Şartları
1. Aday olan tüzel kişiler TDTKB ilke, hedef ve yöntemlerini kabul etmelidirler.
2. Aday tüzel kişi temsilcileri “üniversite öğrenci”(açık öğretim, ön lisans, lisans, yüksek lisans) topluluğu olmak zorundadır.
3. Kişi üyeliği yapılmaz. Yalnızca tüzel üyelikler kabul edilir.
4. Tüzel kişiliği olmayan toplulukların temsilcileri gönüllü üye olabilir. Gönüllü üyeler de TDTKB hedeflerinin gerçekleşmesi için çalışırlar. TDTKB Kurulları
Merkez Karar Kurulu:
Danışma Kurulu tarafından seçilen kişiler tarafından oluşturulur. Birliği temsil eder.
Danışma Kurulları
-
Danışma Kurulu: Toplulukların eski başkanlarının ve TDTKB kurucularının dahil olduğu kuruldur.
-
Aksakallılar Kurulu: Hocalar ve konusunda uzmanların oluşturduğu kuruldur.
Temsil Kurulları
-
Başkanlar Kurulu: Resmi toplulukların başkanlarınca oluşturulan kuruldur.
-
Temsilciler Kurulu: Resmi topluluk kurulamamış üniversitelerdeki TDTKB temsilcilerinin kuruludur.
Çalışma kurulları
Ana Kurullar
1. Dil Kurulu: Dil konuları üzerine çalışmalar yapacak kuruldur.
2. Tarih Kurulu: Tarih konuları üzerine çalışmalar yapacak kuruldur.
3. Kültür Kurulu: Kültür konuları üzerine çalışmalar yapacak kuruldur.
Yardımcı Kurullar
1. İletişim Kurulu: Topluluklar ve üyeler arasında iletişim ve etkileşim ile diğer topluluk ve resmi kurumlar arasındaki etkileşimi düzenler.
2. Ortak Etkinlik Kurulu: Topluluklar arasında yapılacak ortak etkinlikleri düzenler.
3. Yayın Kurulu: Basılı veya görsel her türlü ortak ve toplulukların kendi yayınlarını düzenler.